erzurum

mart 2009

ankaranın doğusunu merak etmiştim hep. çok sevdiğim bir arkadaşımın kardeşi, erzincanın mercan kasabasında (erzuruma iki saat uzaklıkta) öğretmen. anlaştık üçümüz. ben iş için istanbuldayken, erzuruma geçtim ve erzurumda buluştuk hepimiz.

hava, bahar havasıydı. caddelerin güneşe bakan taraflarında karlar erimiş, gölgede kalanlar taraflar ise buzluydu. her şey tamdı gezmek için ama elimde kocaman bir bavulla tüm gezi planı kabus gibi gözümüzde büyüyordu. deli cesaretine sahip arkadaşlarım ile erzurumun iyi yürekli polisleri sağolsunlar, bavulumu devriye gezen polislere emanet ettik ve yola koyulduk:)))

aceleniz yoksa, şehir içindeki her yere yürüyerek gidebilirsiniz.

cağ kebabı

cağ kebabı mutlaka yenmeli ama erzuruma gitmeden önce yaşadığınız yerde mutlaka denemiş olun ki; iki lezzet arasındaki çok büyük farkı algılamanız çok daha kolay olsun. yediğim tüm kebaplara fark atar kesinlikle. sadece lezzet değil, dedikleri gibi anadolu misafirperverliği de unutulmazdı. yerli halktan olmadığımız  hemen belli olduğundan “hocam” diye hitap ettiler bize, kente gelen yabancılar genelde öğretmenler olduğundan böyle derlermiş. yine de yabancı turist de  yok değildi biz oradayken. garsonun derdi bir porsiyon daha kebap satmak, tatlıyı kaktırmak, bahşişi toplamak değildi. o, biz memnun olalım istiyordu. böyle bir muameleye daha önce rastladığımı hatırlamıyorum herhangi bir büyükşehirde, müşteri memnuniyeti önemliymiş gibi davranmaya mecbur edilen herhangi bir 5 yıldızlı otelde ya da restoranda. garsonumuz da samimiydi, işletmenin sahibi de. gerçekten memnun olalım istiyorlardı. kebapla kendimizi tıka basa doyurduğumuzdan (öyle muhteşemdi ki aylar geçmesine rağmen tadı damağımdan silinmedi), tatlıya yer kalmadığını söyleyince o kadar bozuldu ki garsonumuz, meşhur kadayıf dolmasının da tadına bakmak durumunda kaldık. iyi ki de mecbur kalmışız:) ardından elbette çaylarımız geldi. kıtlama:)) o lokantada gördüğüm misafirperverliği henüz başka bir yerde daha görmedim.

rüstem paşa çarşısı

yemeğimizi yedikten sonra, tarihi rüstem paşa çarşısını gezdik. rüstem paşa çarşısı, mimarisinden de anlaşılacağı üzere, bir zamanlar kervansaraymış. içinde oltu taşı satan onlarca dükkan (bir zamanlar kervansarayın odaları imiş) ve ortasında da kocaman bir avlu var. şehrin turistik yerlerinden birisi; yerel kıyafetler giymiş kadın – erkek ve çocuk mankenlerle fotoğraf çektirebilir,erzurum anısına oltu taşı alabilirsiniz.

çifte minareli medrese

ardından benim en çok merak ettiğim kısma, “çifte minareli medrese”ye geçtik. medreseyi anlatmayacağım, ilgisi olan nasılsa istemediği kadar bilgiye ulaşabilir. sadece merakımda haklı olduğumu anladım gezerken. başka bir dünyaya açılan bir kapıydı benim için. medrese bahçesine girer girmez, etrafımızı 10 yaşlarında çocuklar sardı birden, medreseyi bize anlatmak için. en cabbar olanı kaptı bizi… o kadar güzel anlattı ki duvarlardaki figürleri, odaları, tarihçesini… tur gezdiren  rehberlerden öğreniyorlarmış. hem akıllı, hem konuşkandı. 10TL verdim turu için, çok memnun oldu.

erzurum kongresi binası

sonra 23 temmuz 1919da erzurum kongresinin yapıldığı binaya gittik. binanın orijinali yıkılmış, tarihi bir binada faaliyet gösteren bir okulun, bir bölümünü erzurum kongresine uygun şekilde düzenlemişler. sıralar, oturanların isimleri vb. kendinizi asla orijinal binada değilmişsiniz gibi hissetmiyorsunuz. oranın başka bir büyüsü var. tarihin en önemli anlarından birinin içine dalıyorsunuz sanki ve tuhaf bir şekilde ürperiyorsunuz, gururlanıyorsunuz ve kendinizi sorguluyorsunuz – ben ülkem için bugüne kadar yararlı ne yaptım – diye… erzuruma kadar gidip, kongre binasını görmemek olası değil bence. en önemlisi de 10. yıl nutku, Atatürk’ün kendi el yazısı ile sergilenmektedir.

yukarıda saydığım alanların hepsi şehir merkezinde ve vakit sıkıntınız yoksa, hepsi yürüyüş mesafesinde. şehir halkı zaten son derece yardımsever. sorarsanız, hemen tarif ediyorlar. bizim vakit sıkıntımız vardı o yüzden arada taksi de kullandık. şehir içinde taksi bulmak hiç de zor değil. sayıları az ama talep de az olduğundan sıkıntı yaşamıyorsunuz.

palandöken

son olarak da  palandökene gitmek üzere otobüse bindik. palandökene de yanlış hatırlamıyorsam, 30 dakikada bir şehir içinden otobüsler kalkıyor, zaten şehre uzaklığı da 15 dakika kadar. teleferiğe bindik, kayak yapanları seyrettik. vaktimiz olsaydı biz de birazcık ders alabilirdik. kayak pisti yeni başlayanlar için son derece elverişli. (erzurum havaalanında istanbuldan kayak yapmaya gelenlere rastladım). orada bir otelin lobisinde çay içtik ve geri dönüş için otobüs beklemeye başladık. hava soğumaya başladı, akşam olmak üzereydi. 19:00′daki erzincan otobüsüne yetişmek zorundaydık. bavulumu polislerden almamız gerekiyordu. otobüs beklememiz uzun sürünce, çocukları kayak dersine getiren minibüs sürücüsünden rica ettik. bizi şehre getirdi:)

yani sabah 10:00′dan akşam 18:30′a kadar, erzurumdaki görülesi yerlerin %90′ının görmüş olabiliyorsunuz. benim için çok keyifli bir geziydi.

ilginçlikler

- polislere bavul emanet ettik. kabul ettiler sağolsunlar. işimiz bitip şehre döndüğümüzde kendilerine ulaşamadık çünkü bir kavgayı ayırmak üzere görevdelermiş:) daha sonra bavulumu bizim olduğumuz yere getirip, bizi de otogara bıraktılar:)))

- erzurumluların önemli bir kısmı gayet yardımsever ve misafirperver. erkeklerinin bir kısmı ise, hayatlarında ilk kez kadın görmüş edasıyla bakarak gayet rahatsız edici olabiliyorlar sokakta.

- yineliyorum… erzurum kongresi müzesine mutlaka gidilmeli…

Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.